5 bin yıl önce çivi yazısını bulan insanın bir derdi vardı. anlaşılmak istiyordu. konuşmanın faydasız olduğunu fark etmişti. tarihe not düşmenin konuşarak değil ancak yazarak olabileceğini fark etmişti. 5 bin yıl sonra, günümüz insanı da anlaşılmak istiyor. ama yazmanın faydasız olduğunu biliyor. bu yüzden boş konuşuyor. boş konuşmanın her zaman alıcısı vardır. eskiden kalemim vardı. yolunu bulabiliyordu. akşamları kendi başına ahıra dönen inekler gibi. kağıdın üzerinde gezinmeye başladığı zaman bir şekilde yolunu buluyordu kalem. bir şekilde kendimi anlatıyordum. kime? tabii ki kendime. artık inekler yolunu bulamıyor. kalemi elime aldığımda kağıtla bakışıyoruz. anlaşılmamanın bile bir tadı vardı eskiden. artık anlatamamanın bile tadı yok. belki de anlatacak bir şey kalmadığı içindir. bunu kaleme sormak gerek. ya da kağıda.
“ah muhsin ünlü şair değildir” diyen bir hayvana
biniyorum günlerdir.
